SON DAKİKA
reklam
reklam

Türkiye İçin Jeopolitik Rota

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 14 Mayıs 2024, Salı - 23:24   Okunma Sayısı:
  1. Tümamiral müteveffa Soner Polat, kitabında Türkiye için yeni bir jeopolitik rotayı anlatıyor. Türkiye, bulunduğu coğrafyanın koşullarıyla uygulamak istediği politika arasındaki bir uyum sağlamak zorundadır. Türkiye, Batı’nın kalıpları içine sıkıştırılabilecek, alternatifsiz bir devlet değildir.

 

Türkiye, Avrasya’ya, İslam ülkelerine ve dünyaya açılabilecek her türlü imkâna sahiptir. Türkiye'nin Avrasya'ya yönelmesi bir politika tercihi değil, jeopolitik bir zorunluluktur. Aksi durumda Batı'nın amansız saldırısı altında bölünüp parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

 

Rusya’nın dağılma süreci

 

Birinci basımı 2015 yılında yapılmış olan kitaptan alıntılarla sözü devam ettirmek ve haklı gerçekleri ortaya koymak istiyorum. “Batı, Ukrayna’ya tüm kurumlarıyla yerleşmeyi başarabilirse Rusya’nın dağılma süreci başlar. Bu nedenle Rusya, Ukrayna için savaş dâhil her şeyi göze alabilir.” tümcesi yedi yıl sonra Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla gerçeklik kazanmıştır.

 

Kitabın Ukrayna’yı anlattığı bölümde ise, Kırım Özerk Bölgesi’nin, SSCB döneminde Kruşçev tarafından Ukrayna’ya 1954 yılında “jest olarak” devredildiği,  oysa Kırım’ın Rusya açısından çok önemli olduğu belirtilmektedir.

 

Ukrayna ile Rusya arasında bölüşülmüş olan Karadeniz donanmasının Ruslara ait olan bölümü Sivastopol’da bulunmaktadır. Karadeniz’de Rusya’nın kıyılarının coğrafi yapısı donanma konuşlandırmaya uygun değildir. Bir tek Kırım’da uygun coğrafi koşullar var. Bu nedenle Rusya Kırım’dan vazgeçemez. Bu, donanmadan vaz geçmek anlamına gelmez.

 

Diğer yandan Ukrayna’nın Batı sisteminin denetimine girmesi durumunda Kırım yine tehlike altında kalacağı için, son tahlilde Rusya, Ukrayna’da rakip bir gücün hâkimiyetine izin vermeyecektir. Bu durumda Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesine karşı çıktığınızda şunu demiş oluyorsunuz: Ne var yani, Rusya’nın da donanması olmayıversin!

 

Siyaset bilimi açısından değerlendirildiğinde, Ukrayna meselesi, ABD’nin dünyayı küreselleştirme modeli ile ulus-devletin egemenlik haklarında direnmesi arasındaki çelişmeye oturmaktadır. Burada ABD, ulus-devletleri erozyona uğratarak kişiliksizleştirme (son tahlilde devletsizleştirme) iddiasını temsil ediyor.

 

Ukrayna, teslim alınmış ulus-devleti; Rusya ise direnen ulus-devleti temsil ediyor. Kazanan bellidir. Ulus-devlet, küreselleşme ideologlarının iddia ettiği gibi, modası geçmiş ve tarihe karışmış bir siyasal form olmadığını eylemli olarak göstermiştir.

 

Ukrayna’nın toplumsal yapısına baktığımızda ülkenin doğusu ile batısı arasında bütünleşme sorununun olduğunu ve bunun siyasal yönelimlere etki ettiğini görüyoruz. Geleneksel olarak, Batı Ukrayna, Batı sistemi ile, Doğu Ukrayna ise, Rusya ile yakınlıktan yanadır. Bölünmüşlük, mezhepsel farklılıklar tarafından da kısmen destekleniyor.

 

Bu fiili durum son yıllarda Batı ile Rusya arasında Ukrayna üzerinden bir örtülü kavganın, daha doğru bir ifadeyle, Batı’nın Ukrayna’yı denetim altına alma çabalarının can yakıcı sonuçlarına neden oldu. Şimdi sadece yüzeydeki görüntüye bakıp, “savaşa karşıyız” demenin bir anlamı yoktur. Dürüst iseniz, ABD ve NATO’nun bir ülkenin kaderine hükmetmeye çalışıp, onu kendi amaçları uğruna araçsallaştırmaya çalıştığı sırada karşı çıkmanız gerekiyordu.

 

İşin tuhafı, Avrupa Birliği ve NATO yöneticilerinin, Ukrayna’nın sisteme dâhil edilmesi halinde bölüneceğini en baştan beri bilmeleridir. Soner Polat amiralimizin 2006 yılında şahit olduğu basın toplantısında “bizi neden AB’ye ve NATO’ya almıyorsunuz?” diye soran gazetecilere AB yetkilisinin verdiği “bölünürsünüz” cevabı, bugün yaşanan olayların gösterdiği üzere, Batı’nın derdinin Ukrayna’nın korunması değil, kendileri açısından uygun zamanın gelip gelmemesi olduğuna işaret ediyordu.

 

Şu durumda akla Ukrayna’da NATO kışkırtması yapan ABD’nin, 'kendini güçlü, Rusya’yı güçsüz gördüğü, uygun zamanın geldiğini' mi hesaplamış oldukları sorusu gelebilir. Hayır, durum bunun tam tersi. Bütün göstergeler, çanların ABD ve Batı sistemi için çaldığını gösteriyor.

 

Bölgemizde meydana gelen gelişmelerin geçmişte izlediği çizgiyle ele alınmış olması önemlidir. Ayrıntılı bir tahlil yapılmış…

 

*Kitap tanıtımı… Soner Polat, Türkiye İçin Jeopolitik Rota, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2017,

  s.105

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Merhaba Sevgili Okurlarım. 


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam